top of page

Dokuz Yaşımdan On Sekiz Yaşıma


Yıl 2015.


Türkiye’ye ben dokuz yaşındayken annem, babam ve üç kardeşimle birlikte geldik. Benim için çok karışık bir dönemdi. Küçüktüm ve çevremde olup bitenleri çok anlayamıyordum. Türkiye’ye gelmek için uçağa bindiğimiz zamanı hatırlıyorum. Biraz üzgündüm çünkü oyuncaklarımı yanıma alamamıştım. Ama aynı zamanda mutlu olduğumu da hatırlıyorum. Çünkü yeni bir hayatın heyecanıyla doluydum. Sağolsunlar, babamın eski Türk iş arkadaşlarının yardımlarıyla Türkiye’de bir ev bulduk ve yeni evimize yerleştik.


Türkiye’ye gelmeden önce uzun bir süre ailecek YouTube’tan Türkçe dersler izlemiş ve temel kelimelerle sayıları öğrenmiştik. Bu dersler sayesinde en azından kendimi Türkçe tanıtabilir hale gelmiştim.


Okullar başlayacaktı. Ben beşinci sınıfa gidecektim. Denklik belgesinin hazırlanmasını beklediğim için okula diğer arkadaşlarımdan bir hafta geç başladım. Bu bir haftada kardeşim okula başlamıştı. Bu yeni ortamda çok korktuğu için ağlayarak, o alışana kadar onunla okula gitmemi istemişti. Bir hafta onunla okula gittim. Bu benim de atmosfere biraz alışmamı sağlamıştı.


Denklik belgem hazırlandığında kendi okuluma kaydoldum ve korkular içinde sınıfa girdim. Ders başlamıştı. Herkes bana bir garip bakıyordu. Beni sınıfın köşesine oturttular. Ders bitince herkes yanıma geldi ve benimle konuşmaya başladı. Hiçbir şey anlamıyordum ve sadece ‘yavaş yavaş konuşun’ cümlesini tekrarlıyordum.

Haftalar geçti ve dile alışmaya başladım. Artık gündelik konuşmalarda sorunum yoktu ve kendim için bir rutin oturtmuştum. Okuldan çıkınca eve dönüyordum. Kitaplarımı ve defterlerimi anneme teslim ediyordum. Annem o günkü dersle alakalı her şeyi Arapçaya çevirip bana sıfırdan anlatıyordu. Ayrıca kelimeleri ezberletiyordu. Hoca bana yardım etmesi için sınıfın en çalışkan kızını yanıma oturtmuştu. Derste bir şey yazdırılırken hep o arkadaşımın defterinden yardım alırdım. O kız o zamanlar benim idolüm gibi olmuştu. Onun gibi çalışkan, hızlı ve güzel yazan, herkesin sevdiği ve tanıdığı bir öğrenci olmak istiyordum.

Sınavlarda büyük bir Türkçe-Arapça sözlük kullanıyordum. Bu sözlüğü kullanmak için okul idaresinden izin almıştım. Sözlüğü her gören hoca ve öğrenci ile sınavlarda sözlüğü kullanmamın kopya sayılıp sayılmayacağını tartışıyorduk. O zamanlar okulda hiç yabancı yoktu. Okuldaki ilk yabancı ve ilk Suriyeli bendim. Bu yüzden herkesin dikkatini çekiyordum.


Hocalarım çok iyiydi ve benim ne kadar emek verdiğimi görüyorlardı. Sınavlarda bana yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Sağolsunlar, onlar sayesinde Türkçenin temelini çok iyi atmıştım. Bu hocalarla ortaokuldaki dört yılımı tamamladım. Upuzun bir dört yıl. Anlayacağınız, okulumu ve hocalarımı çok seviyordum. Hocalar da beni seviyordu.


Şu anda liseden mezun olmuş durumdayım ve hala o hocalarımı ziyaret etmeye gidiyorum. Beni hala hatırlıyorlar ve öğrencilere örnek olarak anlatıyorlar. Sıfırdan başlamış bir çocuktum. Bir yıl içerisinde not ortalamamı doksan puana getirmeyi başarmıştım. Herkesin gözüne girmiştim ve çalışkan bir öğrenci olarak biliniyordum.


Sekizinci sınıfın sonunda liseye geçiş sınavına girdim. Ortaokulda geçirdiğim dört yıl boyunca hocanın beni yanına oturttuğu o çalışkan kızla çok yakın arkadaş olmuştuk. Sonuçlar gelince bu arkadaşım, kendisinden daha iyi bir puan aldığım için benden soğumaya başladı. Daha sonra, benim yerleştiğim lise onunkinden daha iyi diye benimle iletişimini aşamalar içinde kesti. Ortaokulda okurken artık ona eskisi gibi ihtiyacım kalmamıştı ve bazen onunla aynı bazen de ondan daha iyi notlar alıyordum. Aslında benden uzaklaşmaya o zamanlar başlamıştı. Benim için sevinmiyordu...Benim ondan daha başarılı olmamı kendine yakıştıramıyordu... “Çocuktuk o zamanlar” deyip geçiyorum. Ama üzülüyorum da bir yandan. Dört yıllık arkadaşımdı. Eğlendik, güldük, birçok şey yaşadık. Sonra kısa bir süre içinde arkadaşlığımız onun tarafından kesildi. Sebebini öğrenmek hakkım değil mi? Hâlâ sebebini bilmiyorum ama sanırım artık merak da etmiyorum...


Eski günler geride kaldı. Ama yine vurgulamak istiyorum ki, dört yılı beraber geçirdiğim Türkçe, matematik ve sınıf öğretmeni olan sosyal hocalarımı unutmam mümkün değil. Onların da beni unutmayacaklarına inanıyorum. Benim için çok kıymetli hocalardı. Onların elinde büyüdüm, geliştim. Türkçeyi ve Türk kültürünü, Türkiye’de sosyal ilişkiler kurmayı öğrendim. Hayatımdaki zor aşamalardan biri Türkiye’de ilk yılım olan beşinci sınıfı okuduğum yıldı.... Ama en eğlenceli yıllarımdan biri de yedinci ve sekizinci sınıfları okuduğum yıllardı..Sevdiğim hocalar ve iki üç tane yakın arkadaşım bana yetmişti.


Fakat elbette, ortaokulda da bazı öğrenci ve öğretmenlerle can sıkıcı konuşmalar hiç eksik olmamıştı: ”Nerelisin? Aa Suriyelilere benzemiyorsun, biz Suriyelileri siyahi sanıyorduk. Telefon, televizyon filan var mi evinizde? Suriye’deyken nerede yaşıyordunuz, çadırda mı? Savaş yüzünden mi buraya geldiniz? Uçakla mı geldiniz, yürüyerek mi?” Bu gibi konuşmalar genellikle ismimi öğrenmelerinin hemen ardından gerçekleşirdi. Türkiyede yaygın olmadığından dolayı ismim yabancı olduğumu ele veriyordu. Hatta bazı öğrencilerle tartışınca “Ülkene geri dön Suriyeli” dediklerini, “fakir” ve “kaçak” diyerek hakaret etmeye çalıştıklarını, küfürler ettiklerini hatırlıyorum. Bunları sevdiğim hocalara şikayet ettiğimde hoca bu öğrencileri uyarıyordu. Ama hiçbir şey değişmiyordu...


İyisiyle kötüsüyle bu şekilde geçen dört yılın sonunda, güzel bir vedalaşma ile orta okuluma ve hocalarıma veda ettim. Çok şükür istediğim kız imam hatip lisesine yerleştim.


Ortaokul hikayem bu kadar.


Yıl 2019. Ülkede yabancı sayısı artmış ve artık Türkler “ülkemde yabancı istemiyorum” sloganlarını kullanmaya başlamış. Suriyelileri sevmiyorlar.


Liseye başlayacaktım. Herkes gibi okuldaki ilk günümdü. Ama herkesten bir farkım vardı. Diğer arkadaşlar kendilerini iki ya da üç dakikada tanıtıyordu. Ama ben her ayrı derste, her hocaya kendimi on dakikadan fazla tanıtmak ve sorulan sorulara cevap vermek zorunda kalıyordum. İsmimi söylüyordum ve derhal “Nerelisin? Kaç yıldır burdasın? Ailen burada mı? Niye savaşmadınız? Baban ne iş yapıyor?” gibi sorular akın ediyordu. Babamın mühendis olduğunu söylememe şaşırıyorlardı. Fakat annemin de mühendislik okuduğunu söylemem onları çok daha fazla şaşırtıyordu. Derste hocalar, teneffüste ise öğrenciler sürekli bu tip sorular soruyorlardı. En az yirmi kişi “Sen bu okula sınavsız mi geldin?” diye sormuştu. Çünkü okuduğum okul proje okuluydu. İyi bir okuldu ve yalnızca belirli bir puanın üstündeki öğrencileri alıyordu. O yüzden benim bu okula ancak sınavsız girebileceğimi düşünmüşlerdi. Ama ben onlar gibi sınava girip yüksek puan almış ve bu okulu hakkımla kazanmıştım.


Sınıfım tartışmayı çok seven farklı görüşten kişilerle doluydu. Sınıfta gruplar vardı ve herhangi bir grupta olmadığınızda yapayalnız kalıyordunuz. Bazı kızlar benim Suriyeli olduğumu öğrenince daha ilk günden benimle arkadaşlık yapmamaya karar vermişlerdi... Sadece bu da değil. Mesela diyelim ki sınıfta hoca hakkında bir şey konuşuyorlardı. İki dakika sonra hakkında konuştukları hoca gelip konuşulan şeyi söyleyerek onlara kızıyordu. Ben hiç yerimden kalkmamış ve sınıftan dışarı çıkmamış olmama rağmen hocaya sınıfta konuşulanları benim ispiyonladığımı söylüyorlardı. Her kötü şey bana nispet ediliyordu. Ama tabi bu isnatları gözümün önünde yapmıyorlar, arkamdan konuşuyorlardı. Bense bana böyle davranılmasından ve böyle ithamlardan bunaldığım için teneffüs boyunca yerimden hiç kalkmıyordum.


Konuşacağım hiçbir arkadaşım yoktu. Sadece arada yanıma gelen iyi kalpli bir kız vardı. Çok sosyal olmayan sessiz bir kızdı ama sağolsun gelip halimi hatrımı soruyordu. Dışlandığım çok barizdi. Hocalar bile anlamıyordu beni. Sınıfta kızlar şakalaşıp gülüyorlardı. Ama ben şaka yapınca hocaya gidip şikayet ediyorlardı. Mesela sınıftan biri şaka olarak beni yere düşürmüştü. Ben de yere düştükten sonra elimdeki kalemi arkadaşıma atıp gülmüştüm. Sonraki teneffüs Kur’an hocası olan sınıf öğretmeni beni çağırmış ve böyle şakalar yapmamam gerektiğini söyleyerek beni azarlamıştı.


Çok kötü hissediyordum. Gözümün önünde herkes gülüyordu ama arkamdan hakkımda kötü konuşuyorlardı. Niye? Suriyeli olduğum için. Okulumuz imam hatip olmasına rağmen o Kur’an hocası dahil kimsenin aklına “muhacir, ensar” gibi kavramlar ya da Hz. Muhammed’in örnekliği gelmiyordu.


Benim için gerçekten çok kötü bir dönemdi. Dönemin sonunda herkes bir konu hakkında araştırma ve sunum yapacaktı. Ben de sunumumu Suriye hakkında yapmaya karar verdim. Hocadan izin aldım ve sunumumun biraz uzun olacağını, yaklaşık bir ders kadar süreceğini bildirdim. Hoca bir problem olmadığını söyledi. Çok uğraşarak kendimce güzel bir sunum hazırladım. Sunum, Suriye milli marşı, Suriye’nin tarihi, kültürü, yemekleri, düğünleri vs. hakkındaydı. Sunumun başında, bu sunumla yanlış anlaşılmaları düzeltmeyi ve ön yargıları yıkmayı arzu ettiğimi belirttim.


Sunumu yapamadım. Çünkü, sağolsun, dersin hocası adeta yapmama engel oldu. Her iki cümlemde bir soru soruyordu ve sunumumu bozuyordu. “Burayı geç, burayı atla” diyerek beni hızlandırıyordu. Ben Suriye’nin kültürü ve yemekleri hakkında konuşuyordum. Hoca ise “Peki savaş başlayınca niye kaçtınız?” diyordu. Daha 13-14 yaşında bir çocukken ve tüm sınıfın önünde sunum yapmanın stresi içindeyken öğretmen bana böyle sorular soruyordu! Hiç kimsenin sunumuna karışmayan hoca, benim çok emek verdiğim sunumumu planladığım gibi yapmama izin vermemişti.

Bu tip rahatsız edici durumlar dönem boyu devam etti. Birinci dönemin sonunda okul değiştirmeye karar verdim. Babam müdüre bir dilekçe yazdı. Müdürümüz İslam’ı doğru anlamış, iyi kalpli bir insandı. Babama “Hepimiz kardeşiz okul değiştirmeye gerek yok. Ben hocalarla ve öğrencilerle konuşurum. Bu sorunları hallederiz” dedi.


Sonra pandemi başladı ve dokuzuncu sınıfın ikinci dönemi ve onuncu sınıfın tamamı pandemiye denk geldi. Pandemi döneminde dersler online oluyordu. Okul değiştirmedim ve aynı sınıfta eğitimime devam ettim. Zaten uzaktan eğitim olduğu için bir problem yaşamadım. On birinci sınıfta pandeminin etkisi geçti ve yeniden yüz yüze eğitime başladık. Sınıfım değişmemişti. Aynı kızlar vardı. Ama değişen bir şey vardı: Ben...


Ben değişmiştim. Artık konuşuyor ve kendimi savunuyordum. Kızlar yine aynıydı. Çalışkan olduğumu biliyorlardı ve sanırım bu onları rahatsız ediyordu. Sadece Arapça dersinde benim “başarılı” olduğumu kabulleniyorlardı. Arapça sınavları öncesi yardım etmem için benimle sohbet edip şakalaşıyorlardı. Ödevlerini kontrol etmemi istiyorlardı... Hatta daha önce hiç konuşmadığım bir kız yanıma gelip ona yardım etmemi istemişti. Elimden geldiğince yardım etmiştim.


Bir gün hoca sınavda tam puan alan sadece bir kişi var dedi. Herkes sınıfın çalışkan kızına baktı ve bu kişinin o olduğunu düşünerek onun adına mutlu oldu. Ama hoca benim adımı söyledi. Herkes şaşırmıştı. Benim ismim söylenince o mutluluk hissi yok oldu. Bunun yerine derin sessizlik oluştu. Arkadaşlarım kendi aralarında konuşmaya başladılar. Yine kendilerine bunu yakıştıramamışlardı.


Hangi konuda tartışılırsa tartışılsın, eğer ben onlardan farklı fikirdeysem bunu hemen benim yabancı olmama bağlıyorlardı. Ama farklı fikirde olan bir başkası olursa saygı duyup kabulleniyorlardı.


Edebiyat öğretmenimiz konuşmayı çok seven bir insandı. Herkesle sırayla sohbet ederdi. Diğer arkadaşlarıma felsefi sorular sorar ve cevaplarını dinlerdi. Fakat sıra bana geldiğinde, her ders ülkem hakkında, savaş ve ailem hakkında ve nasıl böyle başarılı olduğum hakkında konuşurduk. Bu da rahatsız edici bir durumdu. Bazen iyi niyetle bile olsa beni diğerlerinden ayırmaları kötü hissettiriyordu. Çünkü benim için bu da ayrımcılığın hafifletilmiş haliydi.


Mesela yakın ve beni seviyor gözüken bir arkadaşım bana “Sen bizdensin artık ama Suriyelileri ülkemde istemiyorum. Yolda rahat yürüyemiyorum. Arap erkeklerden korkuyorum. Ülkemde Arap istemiyorum. Suriyeliler yüzünden ekonomi bu halde. Suriyeliler ülkelerinden kaçıp burada devletten maaş alarak nargile içiyorlar. Keyiflerine bakıyorlar” diyordu. Bu gibi cümleleri beni “sizden” sayarak söylediğiniz için teşekkür ederim! Beni bu genellemelerin dışında tutup, istisna olarak gördüğünüz için müteşekkirim. “Araplara benzemiyorsun, Türkler gibi olmuşsun. İnsanlara Suriyeli olduğunu söyleme. Trabzonluyum de artık” diyen özellikle Kur’an hocalarıma ve kendilerini öğretmen(!) olarak gören bütün öğretmenlerime, tanıdığım bütün Türk “arkadaşlarıma” teşekkür ediyorum...


Yine de liseden güler yüzle ayrıldım. Bu gibi şeyler söyleyen insanlara karşı bazen sessiz kalarak, bazen bu insanlarla çok az tartışarak, ama en azından büyük bir olay veya kavga yaşamadan lise hayatım bitti. Mezun oldum.


Herkes benim üniversiteye sınavsız ya da çok kolay bir sınavla gireceğimi düşünüyor. Halk arasında yayılan “Suriyeliler istediği üniversiteye çalışmadan giriyor” şeklindeki yanlış bilgiler sağolsun! Yabancı Öğrenci Sınavı’na (YÖS) çalışmaya 2022 yılının Mayıs ayında başladım. Şu anda 2023 yılının Ağustos ayındayız. Hâlâ kabul almayı bekliyorum. Her üniversitenin kendine özgü sınavı var. Hem de bu sınavların her biri ücretli. Başvurmak istediğim her üniversite için ayrı ayrı para ödeyip sınava girmek zorundayım. Zor bir şey ama yabancılar için her şeyin çok kolay olduğunu zannedenler bu sınavı da çok kolay bir sınav sanıyorlar.


Biliyorum ki her yerde kötü insanlarla karşılaşacağım. Beni küçük düşürmeye, rahatsız etmeye çalışacaklar. Ama onların yanında çok iyi insanlar da var. Ayrım yapmayan, iyi kalpli, düzgün insanlar. Lise yıllarımda, on bir ve on ikinci sınıfta beni ben olduğum için seven ve hep yanımda olan iki arkadaşımı çok seviyor ve onlara çok teşekkür ediyorum. Ortaokul hocalarım başta olmak üzere, bu sekiz yılda tanıdığım, ayrım yapmadan bana iyi davranan ve gerçek anlamıyla “öğretmen” olan hocalarıma gerçekten teşekkür ediyorum. Hepsini ayrı ayrı çok seviyorum.


Her milletin iyisi kötüsü var. Bütün bu yaşadıklarımın ana nedeni genelleme yapılması ve Suriye halkı olarak yaşadığımız bu zorlukların hafife alınarak basitleştirilmesi. Tabi ki buraya gelip yanlış işler yapan insanlar var. Ama onlar kadar, hatta onlardan çok daha fazla oranda hakkıyla çalışıp yaşamaya çalışan Suriyeliler de var.


“Suriyeli kelimesinin geçtiği bir haberin konusu ne olur?” diye sorsak herkesin aklına kötü ve çirkin şeyler gelecektir. “Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye göçen Suriyeli Yasmin Nayal, okuduğu Bahçeşehir Üniversitesi’ni (BAU) okul birinciliğiyle bitirerek hayallerini gerçekleştirdi” haberini okuyan çok az insan vardır. Sınıfımda bu haberi bilen kimse yoktu, söyleyince de “Evet, olabilir” diyerek sessiz kalmayı tercih etmişlerdi.


Misafirperver Türk halkı, yabancılara ve Suriyelilere böyle davranıp bizi böyle karşıladığınız için çok teşekkür ediyorum... Allah kimseyi vatanından çıkarmasın, başkasına muhtaç bırakmasın.


9 yaşımdan 18 yaşıma kadar...


Suriyeli kız çocuğu bunları yaşadı, yazdı.



- Rayan, Suriyeli. Dokuz yıldır Türkiye’de bulunuyor. Şu anda üniversite sınavlarına hazırlanıyor.



Gurbet Hikayeleri Türkiye'deki göçmenlerin şahsi deneyimlerinin kamuoyu ile buluşmasını hedefleyen aracı bir mecradır. Bu yazı yazarın şahsi tanıklığını yansıtmaktadır.


Commenti


bottom of page